"24 Ocak kararlarına bağlı tedbirler, ancak böyle bir sıkı askeri rejim sayesinde meyvesini verdi" Kenan Evren
 TKP'den TÜSİAD açıklaması:  Sizden gelecek özgürlük ve demokrasi batsın!
Türkiye Komünist Partisi (TKP), bugün gerçekleşen TÜSİAD genel kurulunda verilen mesajlara ilişkin bir açıklama yayımladı. TKP imzasıyla yayımlanan açıklamada, "TÜSİAD'ın insan haklarıyla, özgürlüklerle, demokrasiyle, hukukla bir ilgisinin olmadığını biliyoruz. TÜSİAD patronlarının tek derdi kasalarının dolmasıdır. AKP'nin iktidar olduğu yıllar boyunca TÜSİAD ya da MÜSİAD fark etmeksizin büyük patronlar sürekli zenginleşti, Türkiye'de adaletsizlik katlanarak arttı" denildi.
TÜSİAD'ın 49'uncu genel kurulu bugün yapıldı. Görevi yeni başkan Simone Kaslowski'ye devreden eski TÜSİAD başkanı Erol Bilecik, konuşmasında "özgürlükler, demokrasi, hukukun üstünlüğü" gibi mesajlar verdi.
TKP'nin yayımladığı açıklamanın tamamı şöyle:
     
 Kim Demiş Siyasette Kadının Adı Yok! 
 Margaret Thatcher: “Süt Hırsızı” 
Zonguldak Sergi Odası, seçimler yaklaşırken kadının siyasette adının olduğunu belgelerle (filmler) perdeye yansıtacak. Ülkesi İngiltere'de kamusal ve sosyal hayata saldırılara maden işçileriyle başlayan Margaret Thatcher (Demir Leydi, Süt Hırsızı) döneminin izleri beş filmle programda yer alacak:
Açlık (Hunger) - Billy Elliot Benim Güzel Çamaşırhanem 
Emekçiler (Demiryolcular) - Pink Floyd: Duvar

       
3 Mart Kozlu Grizu Faciasının yıldönümünde başlayacak gösteriler, 8 Nisan'da Demir Leydi'nin ölüm yıldönümünde tamamlanacak.
 SergiOdası 
 3 Mart-8 Nisan 2019 
     
 Pınar Yüksek 
Küreselleşmeye ilişkin tartışmaları ve küreselleşmenin sorunlarını Prof. Dr. İlhan Uzgel ile konuştuk: 

'Kapitalizm hep devlet istedi’
  90’lar Amerikan hegemonyasının çok güçlü olduğu bir dönemdir. Amerikan ekonomisi çok hızlı büyür. 2001’de patlar. Ama hala hegemonik bir kriz yoktur tam olarak. Günümüzde bir kapitalizmin kriziyle krizin bu boyutu bir arada işliyor. Şuanda açık yoğun bir hegemonik kriz yok ama bir eşikte duruyor siyasal sistem. O yüzden bir yön arayışına girmiş durumda. Önümüzdeki 5 yılda bu flu fotoğraf giderek netleşmeye başlayacak. Dünya sistemi 70’lerin sonunda başlayan 80’lerde ilerleyen ama 90’larda bütün bir ideoloji kültür kurumlarıyla beraber dünyaya yayılan küreselleşme mantığından daha farklı daha bölgeci daha kapanmacı bir mantığa doğru gidiyor. Bunun işaretlerini veriyor bize.
 Kapitalizmin devlete hiç bir zaman ihtiyacı bitmedi. Küreselleşme olsun olmasın, kapitalizm devletsiz yaşayamıyor, parçaların büyük ya da küçük olmasının kapitalizm açısından çok bir önemi yok. Çok büyük devleti tercih ediyor vs. diye bir kural yok. Amerikan devleti çok güçlü bir devlet mesela. Türkiye’de de başta ulusalcılar olmak üzere “küreselleşme ulus devleti bitirecek” dendi.
  Bu bir paket programdı ve bunu sundular “siz bunu yapacaksınız” dediler. Bir tarafta da bunun karşıtı diyebileceğimiz ticaretin göçün daha kontrollü olması, piyasa mantığında güvenliğin önem kazanması, otoriterliğin ve hâkim ulus kimliğinin önem kazandığı bir yeni siyaset anlayışı. Şuanda biz buraya doğru evirildik. Her ikisinde de devlet vardır. Sadece yapıları farklılaşır.
 Küreselleşmeden geri çekilme neoliberalizmden geri çekilme anlamına gelmez. Özellikle bizim gibi çevre ülkelerin bu konuda çok fazla bir şansı yok. Bizim gibi ülkelerin kapanmacı ticaret politikaları izlemeleri mümkün değil. Bu merkezin kendi içerisinde aldığı bir önlem hatta nerdeyse sadece Amerika’nın kendi içinde aldığı bir önlem. “Ben kapanırım, siz kapanamayacaksınız” diyor. Böyle bir sürece girdik. Erdoğan bence bu dengeyi çok başarılı bir şekilde koruyor. İçerde neoliberalizmden nerdeyse milim ödün vermeden devam ediyor. Bunun siyasal boyutunu 2000’lerde kimlik siyaseti, demokratikleşme, insan hakları oluşturuyordu. Günümüzde ise sağ otoriter bir şekli oluşturuyor.
  Suriye’nin hikâyesi daha farklıdır. Buradan farklı bir hikâyesi vardır. Orada jeopolitik bir pazarlık vardır. Bugün zaten jeopolitiğin daha fazla öne çıktığı bir döneme girdik. Bunları Ortadoğu’da da daha çok göreceğiz yaşayacağız. BOP’ta bu liberal projenin Ortadoğu’ya yansıtılmasıydı. Denendi başarısız oldu ve tekrar otoriter devlet mantığına dönüldü.
https://www.birgun.net/haber-detay/kapitalizm-hep-devlet-istedi-241126.html 
                   
Son Dakika Sineması
 ABD: 
 2008 Krizi; 8 Milyon İşsiz, 6 Milyon Evsiz 
  15 Şubat 2019 
 Cuma  18.15 
 SergiOdası

Kitap / Kim Demiş Siyasette Kadının Adı Yok!

Bu kitap son otuz beş yılın iki neoliberal dalgasına vurgu yaparak, liberalizmi ve onun haklar, hukuk ve devlet paradigmalarının asli sınırlarını görünür kılmak, eleştirmek niyetindedir. Fakat çabamız elbette bununla sınırlı kalamaz ya da sınırlı kalmaması gerekir. Çünkü her düşünce çağının ve onun muhataplarının dilini konuşur. Hukuk ve devlet teorisi üzerine çalışanların da bunu yapması gereği vardır. Belki tam da bu yüzden şunu vurgulamakta yarar vardır: İster “demir lady“ Thatcher’in kudretinde olun; yani kömür ve demir işletmelerinde çalışan 500.000 civarında işçiyi 1 yıl gibi kısa sürede kapı dışarı edecek cürrete sahip olup 3 dönem ülkenizi yönetin, ister “birinci“ Bush olup Körfez’e özgürlük getireceğiz diyerek “çöl aslanı“ operasyonu yapıp Ortadoğu’yu petrol uğruna istikrarsızlaştırın ve kan baronlarının yuvasına dönüştürün, ister “ikinci“ Bush olup “ya bizdensiniz ya da onlardansınız“ tehdidini savurup Yakındoğu’yu ateş altına alın ve Guantanamo’da hukukun gölgesine bile izin vermeyin, ister “netekim“ Kenan Paşa olup “asmasaydık da beslese miydik“ deyin ve “aynı koşullar yine olsa, yine aynısı yapardım“ demeyi ölüme yatmışken bile ikrar edin ya da başka türden zafer alaylarına katılın netice de her zafer alayı hikâyesinin halklar tarafından yazılan bir sonu da vardır ve olacaktır da. Bu kitap egemenlerin zafer alaylarına karşı halkların başlattığı yürüyüşün küçük bir parçasıdır. (2015)
       
“...24 ocak kararlarının eksik yönlerinin 12 Eylül iktidarı tarafından tamamlanması beklenmektedir. Yani KİT’ler ıslah edilmeli, vergi reformu yapılmalı, endüstriyel ilişkiler sosyal adalet ve barış ilişkileri ışığında düzenlemelidir. Ekonomi liberalleştirilmeli, yabancı sermayeye kolaylıklar tanınmalı, devletçilik ancak zaruri hallerde başvurulacak bir uygulama olmalıdır. Ekonomi yeniden yapısallaştırılırken, dünya ekonomisi ile kaynaşmaya geçilmelidir. Çağdışı kambiyo himayeleri bırakılmalı, adım adım Türk lirası konvertibiliteye itilmelidir. Bütçenin açık finansmanından vazgeçilmeli, para basımına siyasi müdahalelerden vazgeçilmelidir. Gereksiz istihdamla devlet kadroları şişirtileceğine işsizlik sigortası ile gerçekçi bir sosyal güvenlik sistemine gidilmelidir. Tutarlı ve kanımızca ülke için yararlı olan budur.”
Milliyet Gazetesi Başyazısı
  18 Kasım 1980 
(Darbeden iki ay sonra...)
TEMİZ ELLER
Hakan Gürsoytrak
      
Korsanlar ve İmparatorlar, Aziz Augustinus'un aktardığı bir anekdotla başlar. Büyük İskender ile esir aldığı korsan arasındaki bir diyalogdur bu: “İskender korsana, ‘Sen ne cesaretle denizlere korku salabiliyor­sun?' diye sorar. Korsan, ‘Asıl sen ne cesaretle bütün dünyaya korku salabiliyorsun?' diye cevap verir ve şöyle devam eder: ‘Ben sırf küçük bir gemiyle bunu yaptığım için hırsız sayılıyorum, oysa sen aynı şeyi koca bir donanmayla yapıyorsun diye İmparator olarak anılıyorsun.'
     
24+12 Etkinlik Programı 
Gururla Önerir:
   6 DVD ve 2 Kitap  
  Kapitalizm 'Farkındalık' Seti-2  
 Kim Demiş Siyasette Kadının Adı Yok! 
 Margaret Thatcher: “Süt Hırsızı”
  DVD: 
Açlık (Hunger) - Onur (Pride) - Billy Elliot - Benim Güzel Çamaşırhanem
Emekçiler (Demiryolcular) - Pink Floyd: Duvar
 Kitap: 
Neoliberalizmin Kısa Tarihi (David Harvey)
Maskeli Leydi -Tekmili Birden Tansu Çiller (Faruk Bildirici)
  
Sansür yok, baskı yok, tekrarı çok, 
ulaşması kolay bir set
   
Onlar da bu setin peşinde: Oya Baydar, Hülya Koçyiğit, Nuray Mert, Leyla Zana, Kadın Adayları Destekleme Derneği (KA.DER), Nuray Karaoğlu, Eşitlik Adalet Kadın Platformu, Gülseren Onanç, Demet Akbağ, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, Aysel Çelikel, Elif Şafak, Bianet Bağımsız İletişim Ağı, Yeni Yaşam Gazetesi, Gülse Birsel, Nil Karaibrahimgil    24ocak.blogspot.com
      

Sinema / DVD

      
12 Eylül Darbesi'nin ekonomi ayağı olan 
24 Ocak kararlarının sonuçlarını anımsamak için...
 "Serbest Piyasa" Üzerine 39 Film 
1-Milyonlar 2-Eğitmenler 3-Inside Job 4-Bir Avuç Cesur İnsan 5-Ucu Olmayan Şehir 6-Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi 7- Elektrikli Arabayı Kim Öldürdü? 8-99 Frank 9-Burjuvazinin Gizli Çekiciliği 10-Kayıp Umutlar 11-İsyan 12-Banka-Bir Halk 
Düşmanı 13-Demiryolcular-Emekçiler 14- '45 Ruhu 15-İşte Özgür Dünya 16-Ölümcül Çözüm 17-Yer Sarsılıyor 18-Son Kumsal 19-Şişir Beni 20-Hamburger Cumhuriyeti 21-Yağmuru Bile 22-99 Ev 23-Cosmopolis 24-Dövüş Kulübü 25-Leviathan 26-Süperstar 27-Kadının Fendi 28-Ben, Daniel Blake  29-Hırs 30-Manderlay  31-Para Avcısı 32-Sicilyalı 33-Arka Bahçe 34-Adalet Peşinde 35-Acı Reçete 36-Büyük Açık 37-Yol Ayrımı 38-Sıradan Yaşamlar 
39-Vatandaş Cohn
     
Son Dakika Sineması
  8 Şubat 2019 
 Cuma : 18.00 
 SergiOdası
Son Dakika Sineması
  6 Şubat 2019 
 Çarşamba : 18.45 
 SergiOdası
           
İsveç modeli tarih oldu...
 Osman İkiz  Cumhuriyet 
Sosyal demokrasinin kalesi sayılan İsveç aşağı yukarı 50 yıldır yeni liberallerin salvo atışlarının hedefiydi. II. Dünya Savaşı’ndan sonra yeni liberalizmin ideologları Milton Friedman ile Friedrich von Hayek’in, İsviçre Alp’lerinde topladığı Mont Pèlerin grubunun ektiği tohumlar kısa zamanda yeşerdi. İsveç’te 1970’lerde kurulan düşünce kuruluşları binlerce genci eğitimden geçirdi. Serbest Pazar ve özgürlük sloganlarıyla beyinleri yıkadılar. Berlin Duvarı’nın yıkılışı yeni liberallerin manevra alanını iyice genişletirken sosyal demokratları köşeye sıkıştırdı. Muhafazakârlar 1991’de seçimleri kazanınca özelleştirmelere okullardan başladılar. 1994’te tekrar iktidarı alan sosyal demokratlar, muhafazakârların yarım bıraktığı özelleştirmelere devam ettiler. 2006-2014 arasındaki iktidar dönemlerinde sağcı partiler sosyal demokrat kalenin bütün burçlarını yıktılar. Kaleyi enkaz haline getirdiler. Yüksek gelirlilerin ve işverenlerin vergilerini indirerek devletin yıllık vergi gelirini 264 milyar azalttılar. Okulları ticari müessese gibi çalıştıran girişimcilerin kârlarını vergi cennetlerine kaçırdıkları ortaya çıkmasına rağmen hiçbir önlem alınmadı. Ocak Sözleşmesi’yle de girişimcilerin her türlü tasarrufu teminat altına alındı.
 
    
Kazanılmış hakları birer birer elinden alınan İsveç halkı gelişmeyi beyinleri uyuşmuş gibi seyrediyor. Dünyanın en güçlü sendikal örgütlenmesi sandığımız İsveç İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nun ağaları adeta kış uykusunda.
http://www.cumhuriyet.com.tr/haber/pazar_yazilari/1219544/isvec_modeli_tarih_oldu....html 

Mont Pèlerin
http://talatturhan.com.tr/mont-pelerin/
          


Güncelleşen Kitap:

İlk kez 1944'te "vahşi kapitalizm"in kalesi Amerika'da yayımlanan Büyük Dönüşüm şu cümleyle başlar: "Ondokuzuncu yüzyıl uygarlığı çöktü." Karl Polanyi'nin çöktüğünü ilan ettiği ondokuzuncu yüzyıl uygarlığının can damarı ve temel biçimlendiricisi, kendi kurallarına göre işleyen piyasaydı; emek, toprak ve parayı metalar haline getiren ve insan toplumlarını uluslararası düzeyde eşi görülmemiş bir kurumsal tekdüzeleşme içinde kendine kayıtsız şartsız bağımlı kılan piyasa sistemi... Polanyi'ye göre çöküş kaçınılmazdı, çünkü kendi kurallarına göre işleyen piyasa sistemi insan toplumuyla
bağdaşması imkansız bir şeydi. Büyük Dönüşüm, bu bağdaşmazlığın ve kaçınılmaz çöküşün hikayesi. Yani hem ekonomik liberalizmin hem de ona karşı kaçınılmaz alternatifler olarak ortaya çıkan faşizm ve sosyalizmin hikayesi... 

Büyük Dönüşüm'ün 80'lerde, yani Polanyi'nin "insan doğasına aykırı" dediği piyasa toplumunun, insanlık tarihinin son aşaması olarak bütün dünyaya dayatıldığı, ekonomik liberalizmi eleştirmeye kalkanların geri kafalı cahiller ile korumacılık önlemlerinin sağladığı rantları elden kaçırmaya çalışan çıkar gruplarıyla onlara hizmet eden popülist politikacılar olarak görüldüğü, sosyalizmden ise neredeyse bütünüyle ümit kesildiği bir dönemde gündeme gelmesi ayrıca kaydadeğer. (2007)
     
Büyük Dönüşüm kitabı ilk olarak 1944 yılında yayımlandı
https://calismaekonomisiblog.wordpress.com/2015/12/01/buyuk-donusum-karl-polanyi/

Siyasette Kadının Adı Var!

         
İklim Değişikliğiyle Bireysel Mücadele Aldatmacası
Tasarruflu ampuller, bez çantalar, ekolojik sabunlar, organik yemekler… Biz hayatlarımızı daha çevre dostu hale getirmeye çalışırken şirketler gezegeni özgürce kirletiyor. Martin Lukacs 2017’de The Guardian’da yayınlanan makalesinde neoliberalizm ve bireysel çabaya bırakılmış iklim politikaları arasındaki ilişkiyi inceliyor.
"Kandırma Aleti"
      
Biz hayatlarımızı daha ‘yeşil’ yapmanın yolların aramakla meşgulken, fosil yakıt şirketleri bu çabaları anlamsız kılıyor. Peki ya 1988 yılından beri artan karbon emisyonları? Bu emisyonların yüzde 71’inden sadece 100 tane şirket sorumluSiz tekrar kullanılabilen kalemlerinizle ve panellerinizle azaltmaya çalışırken onlar gezegeni ateşe veriyor.Şirketlerin kirletme özgürlüğüne karşın bireylere yüklenen sorumluluk tesadüf değil. Kolektif eylem olasılığına karşı, son 40 yıl boyunca süren ideolojik bir savaşın sonucu. Bir yandan da yıkıcı bir şekilde başarılı. Ancak bunu tersine çevirmek için çok geç değil.
  
Araştırmalar, bu çağda gelişen insanların gerçekten daha bireysel ve tüketici olduklarını gösteriyor. Kendimizi vatandaşlar yerine tüketiciler, karşılıklı bağımlılar yerine bağımsız bireyler olarak düşünmemizi söyleyen bir kültürde ilerliyoruz. Böyle bir durumda sistemsel bir sorunu bireysel mücadeleler ile çözmeye çalışmamız şaşırtıcı mı? Hepimiz Thatcher’ın çocuklarıyız.
"Kandırma Aleti"

https://m.bianet.org/biamag/cevre/204858-iklim-degisikligiyle-bireysel-mucadele-aldatmacasi

              

Sinema / Siyasette Kadının Adı Var!

TV’de ilk kez yayınlanan bu filmde, Mazhar Kozanlı (Şener Şen) çok büyük bir tekstil şirketinin sahibidir. İş hayatında son derece profesyonel, ailesine karşı duygusuzluk derecesinde katı bir adam olan Mazhar Bey, babasından kalan bu şirketi oldukça agresif bir politikayla yönetmektedir. Günün birinde geçirdiği trafik kazası hayata bakışını tamamen değiştirir. Ancak başka bir insana dönüşme girişimleri, başta ailesi olmak üzere çok kişiyi karşısına almasına neden olacaktır. (2017)
25 Ocak 2019 FOX TV
  'Kapitalizm erdemli değil'  
İrlandalı rock grubu U2'nun solisti ve ONE kampanyasının kurucusu Bono, kapitalizmin "erdemli" olmadığını belirtti. İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen 49. Dünya Ekonomik Forumu'nda (WEF) konuşma yapan Bono, kapitalizmin, "herhangi bir diğer izm'den" daha çok sayıda insanı yoksulluktan kurtardığı ancak "erdemli" olmadığı değerlendirmesi yaptı.
Bono, kapitalizmi "evcilleştirilmez ise önüne geçen herkesi lime lime edecek vahşi bir canavara" benzeterek, kapitalizmden fayda sağlamayanların "politikalarını popülizme yönlendirdiğini" dile getirdi.
http://www.sanalbasin.com/mobil/bonodan-kapitalizm-ve-imf-yorumu-28922028
TEMİZ ELLER
Hakan Gürsoytrak
Bugün
Dün

Katil ve Azmettirici

12 Eylül darbesinin ekonomi ayağı 
24 Ocak kararlarının 39.yılı;
                      
Sanki bugün...

      
“12 Eylül harekatından önce her şeyi demokratik bir sistem altında yapmak zorundaydık. Bu da karar almak, yasa ya da yönetmelik çıkarmak için aylar geçmesini gerektiriyordu. Yani her şey güç ve uzun zaman içinde gerçekleştiriliyor, her şeye politik açıdan bakılıyordu. Ekonomik yaklaşım hep arkadan geliyordu. Askeri yönetim altında fark, alınan kararların parlamentodan geçmesi gibi bir zorunluluk olmadığından çok hızlı hareket edilebiliyor. Ve üstelik askeri yönetim yanlış yapsa bile bunu kısa sürede düzeltebiliyor.”
Rahmi Koç 
26 Ocak 1982 Cumhuriyet Gazetesi
TEMİZ ELLER
Hakan Gürsoytrak

Siyasette Kadının Adı Var! / Demir Leydi > Süt Hırsızı

Fotoğrafçı Martin Parr’ın seneler içinde topladığı Margaret Thatcher hediyelikleri… (Magnum)
   Thatcher’ın sanata “katkısı”: Yaratıcı öfke
Neoliberalizmin önde giden savunucusu Margaret Thatcher, elbette sanatın ve sanatçının dostu sayılmazdı. Ancak, izlediği politikalarla geniş kesimlerin tepkisini uyandırırken, istemeden de olsa İngiliz kültüründe yeni ve verimli bir dönemin başlatıcısı oldu. Bu saptamadan yola çıkan Guardian, bundan dört yıl önce sanatçılara Thatcher’ın sanata olan katkısını sormuştu. Soruşturmaya yanıtveren isimler arasında yer alan şarkıcı-şarkıyazarı Billy Bragg, Thatcher’ı en büyük ilham kaynağı olarak tanımlıyor. Bragg, meselelere ideolojik çerçeveden bakmaya Thatcher’ın madencilerin hayatını karartmasından sonra başladığını belirtiyor 
Sanattan hazzetmediğini bildiğimiz Demir Lady’nin politikalarının 1980’lerde İngiltere’de gerçekten de yaratıcı öfkenin açığa çıkmasında etkili olduğu söylemekte sakınca yok herhalde. Bunun için Clash’ten The Smiths’e, Martin Amis’ten Hanif Kureishi’ye, Derek Jarman’dan Ken Loach’a bir dizi ustanın işlerini hatırlamak yeterli.
http://birdirbir.org/thatcherin-sanata-katkisi-yaratici-ofke/
http://www.5harfliler.com/demir-leydinin-olumu-uzerine/
    

Son Dakika Sineması
  18 Ocak 2019 
 Cuma : 17.30 
 SergiOdası 

%100 Yalanı...

Siyasette Kadının Adı Var! / Maskeli Leydi > Demir Kelebek

İlk kitabı "Gizli Kulaklar Ülkesi"yle titiz bir araştırmacı olduğunu gösteren Gazeteci Faruk Bildirici, bu kez "Maskeli Leydi"nin dününde bugününde aylarca dolaştı; 160’ı aşkın insanla konuştu; ortaya pek çok soruyu yanıtlayan "Tekmili Birden Tansu Çiller" çıktı.
     

"Maskeli Leydi" hakkında çok yazıldı; kuşkusuz bundan sonra da yazılacak.
Keşke her politikacının dünü bugünü böyle araştırılsa...
Halk kime oy verdiğini, politikacı da hangi sahneye çıktığını bilse...
Böyle bir çabanın meyvesi bugün değilse; yarın alınır. (1998)

Siyasette Kadının Adı Var! / Demir Leydi > Süt Hırsızı


9 Nisan 2013 İngiltere
Parti Zamanı İngiltere'de Demir Leydi adıyla anılan, Başbakan Margaret Thatcher'in liberal ekonomiyi egemen kıldığı dönemin gerçek içyüzünü ortaya koyan bir oyun.
Pinter bu eserinde, toplumsal değerlerin bir tarafa atıldığı, toplum yerine bireyciliğin ön plana geçtiği, toplumsal çıkarlar yerine kişisel çıkarların üstün tutulduğu, bireyin kendinden başka hiç kimseden sorumlu olmadığı bu bencil dünya görüşünü, nükteli, iğneleyici hatta zaman zaman aşağılayıcı bir üslup kullanarak sahneye taşıyor.
Kitapta ayrıca, 2005 Nobel Edebiyat Ödülünü almış olan Pinter'in, ödül törenine gönderdiği tarihi konuşma metninin çevirisi de yer alıyor. (2015)

Yeni

Darbe sonrasında bütün Türkiye'de en kısası 3 yıl 6 ay 7 gün, en uzunu 8 yıl 2 ay 23 gün sürecek olan bu sıkıyönetim döneminde darbeci yönetim, diğer dönemlere benzer biçimde yalnızca darbenin gerekçesi olan konularda değil, trafik, çevre, spor karşılaşmaları, kurban derilerinin toplanması, turizm ve hatta İzmir Fuarı hakkında bile bildiriler yayınlayacaktır.
Sarı Yelekliler’i anlamak için şehirden çıkın
Nora Bensaadoune   Birgün
Şehirden gitgide fazla insan kaçıyor, Alplerle Provence arasında bulunan, Fransa’nın organik gıda üretim merkezlerine sığınıyor. Kırklı yaşlarımızda hayatın anlamını bulmaya çalışanlar olarak bir araya toplanıyoruz. Burada bizi fark etmek kolay; markete bez çantalarımızla gidiyor, dolaplarımızı turşuluk kavanozlarla dolduruyoruz. Süpermarketler ‘diğerleri’ için. Sarı yeleklilerin eylemleri başlayana kadar bu ‘diğerleriyle’ pek temasım olmadı. Geçen akşam yerel bir çiftçi olan eşimle yoldan geçerken durduk ve kavşakta eylem yapan grupla konuştuk. Ateşin etrafına dizilmiş duran adamlar ziyaretçi gördüklerine memnun gibiydiler.
     
Sesi şevk doluydu. Aslına bakarsanız burada sosyalleşmekten; işleri, yaşamları ve başka bir dünya inşa etmeye dair umutlarını tartışmaktan memnun gibiydiler. İçlerinden bazıları Sarı Yelekliler’in kapitalizmden uzak farklı bir sisteme yönelik harekete katılmasını istediklerini dile getirdiler. Daha az araba, daha az tüketim, daha yüksek yaşam kalitesi… Diğerleri ise Fransa’nın derin kırılımlarına kafa yoruyor, “Bazıları ‘sistemin’ değişmesi gerektiğini tartışma lüksüne sahip, fakat bazılarımız ise yalnızca ayın sonunu nasıl getireceğini düşünüyor” diyorlardı. Şu an ülkenin dört bir yanına yayılmış ‘Sarı Yelekli duraklarında’ bekleyen herkesin farklı bir hikayesi var. Herkes yeni bir tecrübe yaşıyor. Yaşananlar Fransa için de yeni. Sarı Yelekliler herkesin derin uykuda sandığı yerlere yaşam verdi, hareket kattı. Kırsal kesimlerde barlar kapandı, sosyal örgütler yok oldu ancak bu hareketin yeni bir aidiyet hissi yarattığı aşikar. Bu hareket, insanların kendilerini ‘büyük hikâyenin’ bir parçası olarak hissetmelerine yardımcı oldu. Macron’un vaatlerinin öfkeyi dindirip dindirmeyeceği meçhul. Belki de öfkeyi daha da körükleyecek. Eski bir şehirli olarak Sarı Yelekliler’den farklı olduğumu söyleyebilirim. Ancak şunu söylemeliyim ki, insanları kendi balkonlarına hapseden korkudan ziyade, insanları evlerinden çıkıp tartışmaya, konuşmaya davet eden bu öfkeyi tercih ederim. Çünkü korku, bir toplumu bütünüyle felç edebilir.
https://www.birgun.net/haber-detay/sari-yeleklileri-anlamak-icin-sehirden-cikin.html