"24 Ocak kararlarına bağlı tedbirler, ancak böyle bir sıkı askeri rejim sayesinde meyvesini verdi" Kenan Evren
24 Ocak Kararları'nın Irak ayağı, 
Turgut Özal'ın "kan kardeşi"
 Bremer Kimdir? 
Irak'a Silahla, Türkiye'ye yasayla girdiler

Sanki bugünleri tarif emiş... arzulamış...

       
...24 ocak kararlarının eksik yönlerinin 12 Eylül iktidarı tarafından tamamlanması beklenmektedir. Yani KİT’ler ıslah edilmeli, vergi reformu yapılmalı, endüstriyel ilişkiler sosyal adalet ve barış ilişkileri ışığında düzenlemelidir. Ekonomi liberalleştirilmeli, yabancı sermayeye kolaylıklar tanınmalı, devletçilik ancak zaruri hallerde başvurulacak bir uygulama olmalıdır. Ekonomi yeniden yapısallaştırılırken, dünya ekonomisi ile kaynaşmaya geçilmelidir. Çağdışı kambiyo himayeleri bırakılmalı, adım adım Türk lirası konvertibiliteye itilmelidir. Bütçenin açık finansmanından vazgeçilmeli, para basımına siyasi müdahalelerden vazgeçilmelidir. Gereksiz istihdamla devlet kadroları şişirtileceğine işsizlik sigortası ile gerçekçi bir sosyal güvenlik sistemine gidilmelidir. Tutarlı ve kanımızca ülke için yararlı olan budur.”
Milliyet Gazetesi Başyazısı
  18 Kasım 1980 
(Darbeden iki ay sonra...)
TEMİZ ELLER
Hakan Gürsoytrak

Katil ve Azmettirici

12 Eylül darbesinin ekonomi ayağı 
24 Ocak kararlarının 39. yılı;
                      
Sanki bugün...

      
“12 Eylül harekatından önce her şeyi demokratik bir sistem altında yapmak zorundaydık. Bu da karar almak, yasa ya da yönetmelik çıkarmak için aylar geçmesini gerektiriyordu. Yani her şey güç ve uzun zaman içinde gerçekleştiriliyor, her şeye politik açıdan bakılıyordu. Ekonomik yaklaşım hep arkadan geliyordu. Askeri yönetim altında fark, alınan kararların parlamentodan geçmesi gibi bir zorunluluk olmadığından çok hızlı hareket edilebiliyor. Ve üstelik askeri yönetim yanlış yapsa bile bunu kısa sürede düzeltebiliyor.”
Rahmi Koç 
26 Ocak 1982 Cumhuriyet Gazetesi
TEMİZ ELLER
Hakan Gürsoytrak

Sinema / DVD

      
12 Eylül Darbesi'nin ekonomi ayağı olan 
24 Ocak kararlarının sonuçlarını anımsamak için...
 "Serbest Piyasa" Üzerine 41 Film 
1-Milyonlar 2-Eğitmenler 3-Inside Job 4-Bir Avuç Cesur İnsan 5-Ucu Olmayan Şehir 6-Kapitalizm: Bir Aşk Hikayesi 7- Elektrikli Arabayı Kim Öldürdü? 8-99 Frank 9-Burjuvazinin Gizli Çekiciliği 10-Kayıp Umutlar 11-İsyan 12-Banka-Bir Halk 
Düşmanı 13-Demiryolcular-Emekçiler 14- '45 Ruhu 15-İşte Özgür Dünya 16-Ölümcül Çözüm 17-Yer Sarsılıyor 18-Son Kumsal 19-Şişir Beni 20-Hamburger Cumhuriyeti 21-Yağmuru Bile 22-99 Ev 23-Cosmopolis 24-Dövüş Kulübü 25-Leviathan 26-Süperstar 27-Kadının Fendi 28-Ben, Daniel Blake  29-Hırs 30-Manderlay  31-Para Avcısı 32-Sicilyalı 33-Arka Bahçe 34-Adalet Peşinde 35-Acı Reçete 36-Büyük Açık 37-Yol Ayrımı 38-Sıradan Yaşamlar 
39-Vatandaş Cohn 40-Kara Köpekler Havlarken 41-
Billy Elliot Live
     

                  

Geçmişi değil geleceği konuşalım

Deniz Yıldırım  Cumhuriyet
Ancak iktidarın değişmeyen, üç ayaklı bir programı var eğitimde: Özelleştirme, işçileştirme, dinselleştirme. AKP iktidara geldiğinde özel okulların toplam içindeki payı yaklaşık yüzde 2’ydi. Şimdi yüzde 10’u zorluyor. Öğrenci sayısı 1.5 milyona ulaştı. Üstüne de bu okullara yönlendirmek için özel teşvikler verdi iktidar. Kamu kaynaklarıyla.Resmi tamamlayan gerçekse şu: Giderek imam hatipleşmeyi teşvik eden bir lise yerleştirme sistemi dayatıldı devlet okullarında. En iyi yatırımlar, kaynaklar özellikle bu okullara akıtıldı. 
     
Özelleştirme ve yoksullaştırma programı yıllarca laikliğin kökünü kazıdı; tarikat yapılarına yoksullar içinde örgütlenme alanı açtı. Şimdi özelleştirme ile bol Atatürk posterli, anmalı etkinliklerle “gönlümüze giren” piyasacılıkla çağdaş eğitimi koruyacağımızı düşünüyoruz. Oysa devlet okullarını niteliksizleştirme ile eğitimi özelleştirme saldırısı birbirini tamamlıyor.
Bir yandan da krizde, meslek liselerinde okuyan çocuklar staj eğitimi adı altında hizmet sektöründe, turizmde, sanayide ucuz işgücü olarak “değerlendiriliyor”; çocuk, devlet eliyle işçileştiriliyor. Yok başka şansı, yönlendirilmiş oraya. “İşçisin sen, işçi kal” deniyor. Çünkü bu iktidarın sahip olduğu programla eğitim, sosyal sınıf ayrılıklarını gidermenin değil, sınıflar arasındaki uçurumu derinleştirmenin ve bunu dinsel ideolojiyle normalleştirmenin, kalıcılaştırmanın aracı haline getirildi.
http://www.cumhuriyet.com.tr/koseyazisi/1568161/Gecmisi_degil_gelecegi_konusalim.html 
                  
 ABD'nin Irak'ı işgalinin ardından yürürlüğe sokulan Irak kanunlarında yer alan tohumculukla ilgili düzenlemeler ülkemizdekiyle neredeyse aynı. Irakta işgal kuvvetleri tarafından zorla kabul ettirilen bu kanun, ülkemizde Meclis tarafından çıkarıldı.  Mebruke Bayram
      
Zygmunt Bauman
torbasından kendinize bir kitap hediye edin!
Başınıza daha ne gelecekse bu kitaplarda:

Piyasa tezgahına düşen Güney Afrika şimdi özgür mü?

16 Ağustos 2012 - Güney Afrika
Üçüncü Dünya: İşçiler madencilere kurşun sıkılan Marikana Katliamı'nı unutmadı
Görüntülerin korkunçluğu ve olayın büyüklüğü, aynı zamanda işçi sınıfı içinde büyük bir öfkeyi beraberinde getirmiş, Güney Afrika işçi sınıfı tarihi açısından önemli dönüm noktalarından biri olmuştu. Marikana’nın sembolik olarak ne ifade ettiğini daha iyi anlamak için grevin önderlerinden Mambush Noki’nin vücudunun farklı noktalarından tam 14 kez vurulduğunu söylemek yeterli olacaktır. Noki’nin grevci işçilerin en önünde yer aldığı fotoğrafları, Marikana Katliamı’yla birlikte anılan görsellerden biri…
Öte yandan Maden İşçileri Birliği ve İnşaat Sendikası (AMCU) temsilcileri ve Ekonomik Özgürlük Savaşçıları (EFF) partisi, Afrika Ulusal Kongresi (ANC) iktidarının kendi halkına yüzünü çevirdiği ve beyaz sermayenin yanında yer almayı seçtiği görüşünde. Katliamdan sonra ANC’nin tavrı da bu kurumlar tarafından samimi bulunmuyor. Nitekim bugün ülkenin başında buluan Cyril Ramaphosa o dönem fabrika yönetiminde bulunuyordu. Bu nedenle Ramaphosa’nın Twitter üzerinden yaptığı ‘Marikana Trajedisi’ açıklaması hakkında Güney Afrikalı yazar Sisonke Msimang “Karanlık bir yolda araba kazasında ölen insanlar bir trajedidir. Bir katliam, zengin bir iş adamının maden çıkarlarını koruma talebini ilettiği bir hükümetin, kendi vatandaşlarına ateş açmasıyla yaşanır” sözlerini yazdı.
AMCU sendikası lideri Joseph Mathunjwa’nın anmalarda sarf ettiği sözlerin hedefinde de yine ANC vardı. Eyewithness News’de yer alan habere göre, Mathunjwa ANC’yi ‘beyaz sermayeninin hükümeti olmakla’ suçladı, “Yoldaşlarımızın kanları, kardeşlerimizin, babalarımızın kanları, ANC’deki beyaz sermaye tarafından ele geçiriliş gerçeğini açıkça gösterdi ” ifadelerini kullandı.
https://www.gazeteduvar.com.tr/dunya/2019/08/21/ucuncu-dunya-isciler-madencilere-kursun-sikilan-marikana-katliamini-unutmadi/ 
                  

2018

Kanaatkar Bolluk Toplumuna Doğru
Büyümeme projesini kim destekleyecektir?
İşçiler mi, karnı tok sırtı pek bir orta sınıf mı yoksa giderek sayıları azalan köylüler mi?

Büyüme ekonomisini eleştirince, buna tepkiler sağdan olduğu kadar soldan da gelir.
Serge Latouche, bu kitapta ekonomik büyüme toplumundan çıkma projesiyle ilgili gerçek kaygıların ve yanlış bilgi ve kanaatlerin dökümünü yaptıktan sonra, bu konuda ortalıkta dolaşan hayal mahsulü endişelere son verecek, belgelere dayanan güçlü yanıtlar getiriyor.

Hayır, “küçülme” sıfır büyüme demek değildir? Ne taş devrine dönüşü hedefler ne de bizi cemaatçi ve ataerkil bir düzene götürür. Hayır, “küçülme” ne teknoloji düşmanıdır ne de herkesi işsizler ordusuna katmanın aracıdır.
Serge Latouche “küçülme stratejisi”ni kanaatkâr bolluk toplumu olarak tanımlıyor. Önümüzde bir gereklilik olarak duran iktisadi ve siyasal dönüşümü, enerji kullanımıyla ilgili değişimi gerçekleştirecek bir toplum projesi üzerine düşünmeye davet ediyor. (Tanıtım B.) 2018
Donald Trump’ın Çin’le girdiği çatışma gerçek bir savaş ve kapitalizmin devasa makinesini yönetmek için ikisi de kan dökecek
Slavoj Zizek
ABD’nin Çin’e ve Çin’le ticarete karşı argümanlarının bir kısmı makul görünse de bunlar kuşkusuz tek taraflı argümanlar: ABD Trump’ın adaletsizlik addettiği durumdan kar etti ve Trump yeni durumdan da kar sağlamak istiyor. Diğerleri için kalan tek çıkış yolu, ABD’nin militer ve finansal kabiliyetiyle güvenceye aldığı merkezi küresel güç rolünü sarsmak üzere temel düzeyde birleşmek. Bu mücadelede Trump kadar gaddar olmanız gerekiyor. İçinde bulunduğumuz açmaz ancak artık ABD’nin yönetmediği yeni bir dünya düzenini kolektif bir şekilde dayatarak çözülebilir. Trump’ı yenmenin yolu “önce Çin”, “önce Fransa” gibi taklitlerden değil, karşısında küresel olarak durmak ve ona utanç verici bir parya muamelesi yapmaktan geçiyor.
Bu, ABD’ye karşı duranların günahları affedilmesi gerektiği anlamına gelmiyor. Trump’ın Çin’in iç işleriyle ilgili olduğu için Hong Kong’daki demokratik ayaklanmayla ilgilenmediğini beyan etmesi çok tipik. Bir yandan isyanı desteklerken, bir yandan da ABD’nin Çin’e karşı ticaret savaşına dair argüman olarak kullanılmamasına dikkat etmemiz gerekir. Trump’ın nihayetinde Çin’in tarafında olduğunu daima aklımızın bir köşesinde tutmalıyız.
Peki yine de süregelen ticaret savaşının yalnızca bir ekonomik savaş olmasına sevinmeli miyiz? Ekonomilerimizi yönetenler arasında müzakereyle ulaşılan bir tür ateşkesle sonuçlanacağı umudunda teselli mi bulmalıyız?
Hayır. Burada halihazırda görülebilen jeopolitik yeniden düzenlemeler kolaylıkla (en azından yerel) gerçek savaşlara dönüşebilir. Gerçek savaşlar ticaret savaşlarından doğar. Mevcut küresel şartlarımız her gün biraz daha Avrupa’nın I. Dünya Savaşı öncesi yıllardaki durumunu andırıyor. Sadece henüz günümüz Saraybosnası - Ukraynası’nın nerede olacağı net değil; Güney Çin Denizi mi, yoksa Amerika’ya daha da mı yakın?
https://www.independentturkish.com/node/60286/yazarlar/donald-trump%E2%80%99%C4%B1n-%C3%A7in%E2%80%99le-girdi%C4%9Fi-%C3%A7at%C4%B1%C5%9Fma-ger%C3%A7ek-bir-sava%C5%9F-ve-kapitalizmin-devasa 
                  

Yeni

Bu dönüşümün özelliklerinden biri “üretici toplumdan tüketiciler toplumuna geçiştir”. Bu geçişe insanları “borçlu bir ırka” dönüştüren belirgin ve çarpıcı bir süreç eklenmekte, devletin yeni ama içler acısı rolü “piyasa egemenliğinin cellatlığıyla” sınırlanmaktadır. 
Bu devlette “insan kaderinin radikal bir şekilde özelleştirilmesi, endüstri ve finansın radikal ölçüde kuralsız hale getirilmesiyle el ele gitmektedir”. Toplumsal olarak inşa edilmiş topluluklarımız, kimliklerimiz ve kurumlarımız daha kararsız ve güvensiz hale gelmiş, bu da devletin gerilemesiyle ulusal sınırların muğlaklaşmasının kaçınılmaz hale geldiği bir dünyada “akışkan kimlikler” yaratmıştır.
 “Akışkan zamanlar”, yurttaş hakları kültürü, bu kitapta üzerinde uzun uzun durulacak bir “hayırseverlik, aşağılanma ve damgalama kültürüne” indirgemiştir. Bauman'ı okumak ve onunla sohbet etmek, özellikle incelikli mizahı ve ironi duygusu sebebiyle epey bağımlılık yaratıcıdır. Fakat tartışmak, karanlık bir mağaraya girip saniyeler içinde onu kaybetmek gibidir. (Tanıtım B.) 2019
                
                
Değişimin kıyısında değişen ne?
Selçuk Candansayar   Birgün
Son kırk yılda liberalizmin adım adım nasıl zihinlerimizi nasıl ele geçirdiğini bu üç değişken üzerinden görebiliriz.
Kırk yıl önce onca olumsuz koşullara, eşitsizliğe ve adaletsizliğe karşın sıradan insanın zihninde, herkese “eşit” eğitim olanağı, devletin yükümlülüğündeydi. İnsanlar bu günkü gibi çocukları daha doğmadan ilerde gideceği “paralı okul” için bütçe ayırmıyorlardı. Yapacakları çocuk sayısını bütçelerine göre planlamıyorlardı. Çok sıra da beklese, doktor ona “pek iyi davranmasa” da ücretsiz muayene oluyor, çocukları aşılanıyor, ilaç ve tedaviye para ödemiyordu. Bugün hastane veznesinde alınmıyor ama maaşından muayene ücreti kesiliyor, eczanede ilaç alırken katılım bedeli ödüyor. Üstelik neden maaşından sağlık için prim kesildiğini de sorgulamıyor. Parasını öderse de gerçekten 5 yıldızlı otel konforundaki özel hastanede hemşire ya da doktora, lüks restoranda yemek için garsona kapris yapan müşteri gibi davranabiliyor. Reisin dilinden düşürmediği onlar sana hizmet ediyor söylemi ile hastaların sağlık personeline uyguladığı şiddet arasındaki ilişkiyi düşünün. Para ödüyorum ve sen bana en iyi hizmeti vereceksin, değil mi!
Kırk yıl önce öğretmen, avukat, mühendis ya da doktor olursan gelir düzeyinde dolayısıyla toplumsal statü de sıçrama yapman kesindi. Oysa şimdi bu mesleklerin tümü ücretli işçi oldu. Okusan da olmuyor ve okumak da çok pahalı.
Ve askerlik. Yirmi yıl öncesine kadar askerlik yapmamış olmak toplumsal kabul yönünden utanılacak bir durumdu. Sağlık nedeniyle askerlik yapması mümkün olmayanlar raporlarını gizleyerek askere gitmeye çalışırlardı. Şimdi askere gitmişsen demek ki yoksulsun aşağılamasına döndü.
     
200 liranın acıklı hikâyesi
Bir zamanların bozdurulamadığı için elde kalan 200 lirası bozuk paraya döndü. 200 Türk Lirası 10 yılda yüzde 60,5 değer kaybetti. Böylece bu süre zarfında 200 liranın değeri 79 liraya geriledi. Başka bir deyişle 2009’da piyasaya çıkıp 200 liraya alınan tüketici fiyat endeksini oluşturan mal bugün 506 liraya alabiliyor. 200 liranın 10 yıllık hikayesini derledik.
 https://www.birgun.net/haber-detay/200-liranin-acikli-hikayesi.html  
TÜM SAHAFLAR BURADA

S A H A F








 Darbeden 
 6 yıl sonra 
 yayınlandı! 
                 
 Direnişin Kutsal Kitabı: “No Logo”
“No Logo”, New York Times’ın küreselleşme karşıtı hareketin kutsal kitabı olarak nitelendirdiği, büyük şirketlerin gerçek yüzünü ortaya çıkartan çok önemli bir kitap. Kendisinden yeni yüzyılın Das Kapital’i olarak söz edilen No Logo, 2001 yılında The Times tarafından dünyada, 35 yaşın altındaki en etkili insan olarak nitelendirilen yazar ve eylemci Naomi Klein tarafından kaleme alınmış.
Kitap, küreselleşen markaların ve genel olarak kapitalizmin insanlığı nasıl bir çıkmaza sürüklediğini çok acı örneklerle anlatıyor. Naomi Klein, No Logo’da reklamlarla parlatılmış ünlü markaların mutfaklarına girip, üründen soyutlanmış, neredeyse felsefi bir etiket halini almış markaları mercek altına alıyor.
https://www.bilgiyayinevi.com.tr/direnisin-kutsal-kitabi-no-logo
                  
                 
 AKP okul isimlerini satışa çıkardı!
Milli Eğitim Bakanlığı okullara gönderdiği yazıda "Eğitimde finansman çeşitliliğinin artırılması" kapsamında okulların isimlerini satışa çıkardığını açıklamıştı.
Bu kapsamda Gaziantep’te kaç okulun isminin satışa çıkacağı ve elde edilecek gelirle neler yapılacağıyla ilgili Gaziantep Valiliğine sorular yönelten CHP Şahinbey Belediye Meclis üyesi Uğur Kalkan’a cevap verildi.
Gaziantep’te 80 okul, bin 487 dersliğin isminin değiştirileceği, isim değişikliğinden 229 milyon 704 bin TL gelir hedeflendiği belirtilen cevapta, bu gelirin ise yeni okul yapımı ve arsa kamulaştırmalarında kullanılacağı bildirildi.
 Blog Not: 
Okulların tüketim ürünü pazarlayan şirketler arasında paylaşıldığı no logo kitabında yazıyor. Bir okul Pepsi'ye, öteki okul Coca-Cola'ya... Çok yakında ülkemizde! 
"Her şey daha beter olacak"
http://haber.sol.org.tr/turkiye/akp-okul-isimlerini-satisa-cikardi-267143 
                 
    
HER ŞEY SATILIK!  
 Atilla Aşut   Birgün
Eğitimci dostumuz Zeki Sarıhan’ın bir yazısından öğrendim. Milli Eğitim Bakanlığı, okulların adlarını da satışa çıkarmış! Önce şaka sandım ama gerçekmiş. Parayı bastıran, istediği okula adını verebilecekmiş. Üstelik semtlere göre değişiyormuş satış bedeli! Yani lüks semtlerdeki okul adlarının fiyatı daha yüksekmiş! Kara paracılara, yandaş müteahhitlere gün doğdu! Hem havadan para kazanıp hem saygınlık kazanacaklar!
Evet, kimi çevrelerin “Atatürkçü” ve “büyük eğitimci” diye parlatıp yere göğe sığdıramadıkları Ziya Selçuk’un Bakanlığı döneminde oluyor bu işler! Devletin kasasında para kalmayınca her gün yeni bir abukluk icat ediliyor!
Bu iktidar tarihe yalnızca kamu kaynaklarını kurutan savurganlığıyla değil, aynı zamanda maddi ve manevi değerlerimizi satışa çıkaran aymazlığı ile de geçecek!
https://www.birgun.net/haber-detay/baglaclarin-bitmeyen-cilesi.html
       

Yeni

                
“Lümpen-Bohem kitlelerin, küçük burjuvazinin, orta sınıfların faşizme yatkın ideolojik konumları ile ekonomik bunalımların yarattığı umutsuzluk ve bezginlik iklimi, faşizmin oluşmasında ne kadar önemli bir faktör olarak belirirse belirsin, faşizm ortamının hazırlanmasında, faşizmin iktidara getirilmesinde, faşizmin uygulanmasında bütün kuklaların ipleri, son tahlilde, emperyalist finans kapitalin elinde bulunur.”

Marksist yazarlar August Thalheimer, Arthur Rosenberg, Otto Bauer ve Angelo Tasca'nın faşizm hakkındaki düşünceleri Prof. Dr. Rona Serozan tarafından bu kitapta toplandı. Günümüzde faşizmi anlamak ve yorumlamak için... (Tanıtım B.)

  
İstanbul seçimi: Sıradan gözlemler
Korkut Boratav  haber.sol
Ne var ki, büyük sermaye ve dış güç odakları, farklı bir geçiş programı tasarlamaktadır: Ilımlı İslam ve liberaller arasındaki büyük bir koalisyon tasarımı… Liberal kanadı temsile, (“ulusalcı” ve sol etkilerden arındırılmış) CHP veya bugünkü Millet İttifakı adaydır. Ilımlı İslam ise AKP’den kopmalarla oluşacaktır. Bugünkü CHP yönetiminin bu türden bir Merkez İttifak’a yatkın olduğu öteden beri biliniyor. Gündeme gelen Ali Babacan-Abdullah Gül girişimi bu çerçeveye oturuyor. 
            
2015’e dönüş restorasyonu” sadece yetersiz değil; tehlikelidir. Bu türden bir Merkez İttifak, (Gülen akımına da uzanan) bir siyasî İslam içerecektir. Cumhuriyet değerlerinden, özellikle laiklikten sapmaların yaygınlaştığı, Kemalistlerin tasfiyesiyle görevli yargı cinayetlerinin yaşandığı 2007-2015 yıllarının sorumluluğu onlara da aittir.
            
İstanbul seçimini kazanan muhalefet bloku; 23 Haziran’da “her şey çok güzel olacak” özlemi içinde AKP’yi oylarıyla hezimete uğratan İstanbul halkı; onlarla birlikte nefes alan Türkiye’nin on milyonları, liberal-ılımlı İslam ittifakına; sözünü ettiğim “2015’e dönüş” tasarımına mahkûm edilmemelidir.
http://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/istanbul-secimi-siradan-gozlemler-265518 
     
                   
Normalleşme ve ideolojisi
Fatih Yaşlı  Birgün
Ne demek istiyoruz? Dediğimiz şudur: Birincisi, bizzat muhalefet eliyle, Türkiye toplumunun muhafazakâr bir toplum olduğu, dolayısıyla Türkiye’de sağcılığın ancak başka bir tür sağcılıkla yenilebileceği, muhalif kesimlere de büyük ölçüde kabul ettirilmiştir.
Ve ikincisi, yine muhalefet, toplumu iktidar partisinin inşa ettiği rejimin aşırı yanları törpülenmiş bir şekilde devamına razı etmek istemektedir. Bunun için ise Korkut Boratav’ın son yazısında belirttiği üzere soldan bütünüyle uzaklaştırılmış bir CHP ile Gül ve Babacan’ın temsil ettiği “ılımlı İslamcılar” arasında bir “büyük koalisyon” hayal edilmektedir.
Seçimlerden sonra teşekkürler havada uçuşur, herkese mavi boncuk dağıtılırken, sosyalistlerin adının anılmaması kesinlikle tesadüf değildir. Çünkü hayal edilen tabloda, sola, sosyalizme, örgütlü bir topluma, yoksula, işçiye, memura yer yoktur. İstenen neo-liberal iktisat politikalarının ve ılımlı bir dindarlığın hâkim olduğu, sağcılaştırılmış bir Türkiye’dir ve bu şimdi “normalleşme” diye pazarlanmaya çalışılmaktadır.
             
Bu süreçte, Türkiye tarihinin yeni rejim tarafından yazılışına uygun bir şekilde, 27 Mayıs’ın yıldönümünde Menderes “demokrasi kahramanı” ilan edilmiştir. Ölüm yıldönümünde Özal’ın mezarı ziyaret edilmiş, oradan mesajlar verilmiştir. Denizler için verilen idam kararının mimarlarından Demirel ve ellerindeki kanın kimin kanı olduğunu bildiğimiz Türkeş ve Yazıcıoğlu normalleştirilmiş, “ülkesine hizmet etmiş devlet adamları” olarak tarihten ve hakikatten kopuk bir şekilde yâd edilmiştir. Bu da yetmemiş, Kuran’lı, mehterli mitingler yapılmış, Yasinler okunmuş, dualı devir teslim pozları verilmiştir. Ortada bir takiye vs. ise yoktur, “normalleşmenin ideolojisi” budur.
https://www.birgun.net/haber-detay/normallesme-ve-ideolojisi.html 
                 
https://eksisozluk.com/ekrem-imamoglunun-goreve-dualarla-baslamasi--6089411?p=8
     
http://haber.sol.org.tr/turkiye/okuyan-meselemiz-imamoglu-degil-bu-ittifak-buyuk-bir-tehlikedir-265593
Blog Not:
Not: Dualı fotoğrafları, Cumhuriyet ve Birgün sayfalarında arayan bulabilir mi?
https://www.ensonhaber.com/imamoglu-dua-ederek-goreve-basladi.html
İmamoğlu makam odasındaki toplu duayla göreve başladı
Makam odasında toplu olarak dua edilirken çekilmiş fotoğrafları mesajına ekleyen İmamoğlu “2014’de Beylikdüzü Belediye Başkanı seçildiğimde olduğu gibi, bugün de İBB makamında dualarımızı ederek göreve başladık. Allah mahcup etmesin” diye yazdı.
TÜPRAŞ işçileri rafineriye kapanma kararı aldı
Toplu iş sözleşmeleri Koç Holding’in üç maddede dayatması nedeniyle tıkanan ve Yüksek Hakem Kuruluna giden TÜPRAŞ işçileri, rafineriye kapanıyor.  
Aylardır rafineri önünde eylem yaparak toplu iş sözleşmesi (TİS) sürecinde patronun dayatmalarına karşı direnen TÜPRAŞ işçileri, Koç Holding Genel Merkezi önünde dört rafinerinin katılımıyla gerçekleştirdikleri eylemin ardından bugün rafineriye kapanma kararı aldı.
Petrol-İş üyesi işçiler, bugün saat 16.00 itibariyle Aliağa, Batman, Kırıkkale ve İzmit’te rafineriye kapanarak iş yerini terk etmeme eylemlerine başlayacak. İşçilerin vardiya sistemi, mazeret izinleri ve sözleşme süresini değiştirmek isteyen Koç Holding'e karşı mücadelesi sürüyor.

'Mandela modeli', “Türkiye’nin Mandela’sı” derken; Mandela'nın Afrikası'nda ne olmuş, ne bitmiş...

                         
Rapora göre ülkedeki en zengin yüzde 10, zenginliğin yüzde 71’ini, en fakir yüzde 60 ise, zenginliğin yüzde 7’sini paylaşmakta. En fakir grubun üyelerinin büyük çoğunluğunun siyahlar ve farklı ırksal kökenlerden gelen ‘renkliler’den oluştuğu vurgulanmakta.

Apartheid sonrası Güney Afrika ve mayıs seçimleri

 Nazım Tural  Gazete Duvar
Siyahların ilk iktidarı, Mandela’nın Başkan, Thabo Mbeki ile siyahlarla uzlaşma sürecini başlatan Ulusal Parti Başkanı F.W. de Klerk’in yardımcıları olduğu bir uzlaşı dönemi oldu. Siyah–beyaz eşitliği yönünde köklü siyasi, sosyal, ekonomik reform beklentileri özellikle bu dönemde güçlü biçimde seslendirilmeye başlandı. Apartheid döneminde siyahların örgütü ANC, Sendikalar Birliği ve Komünist Parti’nin birlikte yürüttükleri mücadele sürecinde ilan edilen ilkeler, “siyasal alanda eşitlik” yanında, “ülke kaynaklarının halka mal edilmesi, eşit paylaşımı” gibi sosyalizmi çağrıştıran unsurlar içeriyordu ve bu ilkeleri hayata geçirecek politikalar hem ülkenin kalkınması, hem de siyahların yoksulluktan kurtulmasının çaresi olarak görülüyordu.
Demirtaş ve Kışanak, Mandela'nın vefatı nedeniyle ortak bir mesaj yayımladı. 
Mesajda, Güney Afrika'daki ırkçı rejime karşı yıllar önce başlatılan halk direnişinin lideri olan Mandela'nın, ayrımcılık, sömürü ve ezilmişliğe karşı yılmadan yürüttüğü direnişin, mücadelenin o devasa gücüyle hatırlanacağı belirtildi.  
https://www.haberler.com/mandela-nin-olumu-5393681-haberi/
Ancakuzlaşma sürecinde varılan ilkeler ve uzlaşılan anayasa hükümleri çerçevesinde gidilen 1994 seçimleri, siyasal iktidarda değişim getirirken, azınlık beyazların ülkenin yeraltı ve yerüstü servetleri sahipliğinde bir değişim ön görmemekteydi. Diğer bir anlatımla, siyaseti siyahların yönettiği ancak ekonominin beyazların kontrolünde olduğu bir yapılanma içinde, siyahların değişim beklentilerinin günümüze kadar uzadığı bir döneme geçilmiş oldu. Diğer yandan siyasi iktidarı eline geçiren siyahların sermaye çevreleriyle yakınlaşması, yönetim kademelerinde yer alan ve zenginleşen siyah elit bir grubun ortaya çıkmasına neden oldu. Bu grubun kendi aralarındaki ekonomik ve siyasi çıkar çatışmaları yolsuzluk iddiaları ile sürerken böyle bir siyasi yapılanma içinde uygulamaya konulan siyahları güçlendirme programlarının sınırlı bir ilerleme sağlayacağı kuşkusuz şaşırtıcı olmayacaktı. Nitekim siyahların önemli bölümü bugün bile township’lerde hemen hemen hiçbir alt yapının olmadığı bu fakir mahallelerinde yoksulluk içinde yaşamayı sürdürmekteler. Apartheid döneminde eşitsizlik olgusu siyah-beyaz ayrımı, siyahların ekonomik alanda da dışlanması temelinde yapılanmışken; günümüzde siyahlar arasında da sayıları az da olsa zengin-yoksul, çalışan-işsiz bölünmesi şeklinde yeni eşitsizlik biçimlerine dönüşmüş durumda.
Mayıs 2019 seçim kampanyasında ekonomi, yoksulluk ve yolsuzluk öne çıkan konular oldu:
https://www.gazeteduvar.com.tr/forum/2019/06/12/apartheid-sonrasi-guney-afrika-ve-mayis-secimleri/